Kamulaştırmada AYM Kararı: İptal Davası Açıldıysa Tescil Bekleyecek (2025)
Özet: Anayasa Mahkemesi’nin 10 Temmuz 2025 tarihli kararı, kamulaştırma hukukunda önemli bir dönüm noktası oluşturuyor. Artık idari yargıda iptal davası açtığını belgeleyen malik bakımından kamulaştırma işlemi kesinleşmeyecek. Bu yazıda kararın kapsamını, AYM’nin 2022’den bu yana oluşturduğu içtihat çizgisini ve mülkiyet hakkı açısından önemini inceliyoruz.
Kamulaştırma Sürecindeki Temel Sorun Neydi?
Kamulaştırma sürecinde yıllardır süregelen temel sorun, idarenin taşınmaz üzerindeki en ağır müdahalesinin —mülkiyetin devrinin— yargısal denetimden önce gerçekleşebilmesiydi. Malik ne kadar haklı olursa olsun, iptal davasını kazansa bile taşınmaz fiilen çoktan el değiştirmiş oluyordu. Mülkiyet hakkı teoride korunuyor, pratikte ise geri döndürülemez biçimde zedeleniyordu.
1 Aralık 2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararı (E.2025/148, K.2025/141) bu yapısal sorunun önemli bir boyutunu ortadan kaldırıyor.
AYM’nin Tutarlı İçtihat Çizgisi: Uyarıdan Müdahaleye
Bugünkü karar bir anda ortaya çıkmadı. Anayasa Mahkemesi, bu yapısal sorunu yıllardır tespit ediyor ve yasama organını uyarıyordu. Ancak uyarılar karşılıksız kalınca, AYM bizzat müdahale etti.
2022 – Tarık Yüksel Kararı: İlk Uyarı
AYM, Tarık Yüksel başvurusunda (B. No: 2019/1255, 10/11/2022) yapısal sorunu ilk kez kapsamlı biçimde tespit etti ve yasama organına açık bir mesaj gönderdi:
“Benzeri yeni ihlallerin önüne geçilebilmesi için ilgili mevzuatın kamulaştırma bedelinin tespiti için adli yargıda açılan davanın kamulaştırma işleminin iptali istemiyle idari yargıda açılan davadan önce karara bağlanmasını ve idari yargıda verilecek muhtemel bir iptal kararının sonuçsuz kalmasını önleyecek güvenceler içermesi gerektiği anlaşılmıştır. Bu nedenle kararın bir örneğinin yasama organına bildirilmesi gerekir.”
Bu karar, sorunun bireysel bir uyuşmazlık olmadığını, sistemik bir aksaklık olduğunu ortaya koyuyordu.
2023 – Ali Kömürcü Kararı: Uyarının Tekrarı
Ali Kömürcü ve diğerleri başvurusunda (B. No: 2019/2890, 25/10/2023) AYM aynı yapısal sorunu bir kez daha tespit etti. Yasama organı hâlâ harekete geçmemişti. Mahkeme, mülkiyet hakkının etkili korunması için gerekli güvencelerin bulunmadığını yineledi.
2024 – Norm Denetimi Kararı: Doğrudan Müdahale
Yasama organı uyarılara rağmen düzenleme yapmayınca, AYM bu sefer beklemedi. 25 Aralık 2024 tarihliE.2024/101, K.2024/232 sayılı kararıyla 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin on dördüncü fıkrasındaki bekletici mesele mekanizmasının yürütmenin durdurulması şartına bağlanmasını doğrudan iptal etti.
2025 – Bugünkü Karar: Sistemin Tamamlanması
10 Temmuz 2025 tarihli E.2025/148, K.2025/141 sayılı kararla AYM, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (f) bendindeki “...ve yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını…” ibaresini de iptal etti.
Bu kronoloji çok önemli bir şeyi gösteriyor: AYM önce uyardı, yasama organı harekete geçmeyince bizzat müdahale etti. Kararlar rastgele değil; bilinçli ve sistematik bir içtihat politikasının ürünü.
AYM Hangi Hükmü İptal Etti?
Anayasa Mahkemesi, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendinde yer alan “…ve yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını...” ibaresini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
Kanunun yeni hali artık şunu söylüyor: 14. maddedeki süre içinde idari yargıda iptal davası açtığını belgeleyen malik bakımından kamulaştırma işlemi kesinleşmez.
İki karar birlikte —Aralık 2024 ve Temmuz 2025— kamulaştırma hukukunda köklü bir dönüşümü işaret ediyor.
Kesinleşmeyen Kamulaştırma İşlemi Tescile Dayanak Olabilir mi?
Hayır, olamaz. İdari işlem teorisine göre bir işlem, yalnızca tesis edilmesiyle değil, kesinleşmesiyle hukuki sonuç doğurur. Prof.Dr. Onur Karahanoğulları’nın isabetle vurguladığı gibi, bir işlemin varlığı başka, uygulanabilirliği başkadır.
Kamulaştırma işlemi uygulanabilir hâle geldiği anda mülkiyeti el değiştirir. Bu nedenle işlem–kesinleşme–uygulama zincirinin her halkası hukuk devleti açısından belirleyici önemdedir.
AYM’nin tüm bu kararları aynı ayrımı normatif düzeyde pekiştirmektedir:
- İptal davası açıldığını belgeleyen malik bakımından kamulaştırma işlemi kesinleşmez,
- Kesinleşmeyen işlem ise tescile dayanak oluşturamaz.
AYM’nin Gerekçesi: Etkili Koruma Yoksa Mülkiyet Hakkı da Korunamaz
AYM, kararın gerekçesinde Aralık 2024 tarihli kararına geniş biçimde atıf yapıyor. Her iki iptal kararının temelini oluşturan tespit şu:
Kamulaştırma işlemine karşı mülkiyet hakkına yönelik ihlal iddialarının etkili bir şekilde ileri sürülebilmesi, ancak kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce bu kararın hukuka uygunluğunun idari yargı mercilerince denetlenmesiyle mümkündür.
Mahkeme, eski sistemin neden Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırı olduğunu açıkça ortaya koymuştu: Yürütmeyi durdurma kararı verilmesi hâli dışında, kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce işlemin hukuka uygunluğunun denetlenmesine yönelik herhangi bir güvence öngörülmemişti.
AYM ayrıca devletin pozitif yükümlülüğünü de hatırlatıyor: Devlet, mülkiyet hakkına yönelik ihlal iddialarının dile getirilmesinde gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturmak zorundadır.
Bekletici Mesele Yapılmazsa Mülkiyet Hakkı İhlal Edilir mi?
Evet, edilir. İşte kritik soru burada ortaya çıkıyor.
Kanunun yeni hali açık: İptal davası açıldığını belgeleyen bakımından işlem kesinleşmez. Peki hukuk mahkemesi, bu belgelemeye rağmen idari yargıdaki davayı bekletici mesele yapmadan tescile karar verirse ne olur?
AYM’nin 2022’den bu yana oluşturduğu içtihat bu sorunun yanıtını veriyor. Tarık Yüksel kararında Mahkeme, mevzuatın “idari yargıda verilecek muhtemel bir iptal kararının sonuçsuz kalmasını önleyecek güvenceler içermesi gerektiğini” açıkça söylemişti.
Hukuk mahkemesi bekletici mesele yapmaksızın tescile karar verirse:
- AYM’nin iptal ettiği kuralın yarattığı sonucu yorum yoluyla yeniden üretmiş olur,
- İdari yargıdaki dava sonuçlanmadan mülkiyet el değiştirir,
- Olası iptal kararı sonuçsuz kalır — tam da AYM’nin önlenmesini istediği durum.
Bu, AYM’nin Tarık Yüksel ve Ali Kömürcü kararlarında tespit ettiği yapısal ihlalin devamıdır.
Sonuç olarak: İptal davası açıldığının belgelenmesine rağmen bekletici mesele yapılmadan verilen tescil kararı, Anayasa’nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkının ve 40. maddedeki etkili başvuru hakkının açık ihlalini oluşturacaktır.
AYM, 2022’de yasama organına “düzeltin” dedi. Düzeltilmeyince 2024 ve 2025’te bizzat iptal etti. Şimdi bir hukuk mahkemesi aynı sonucu yorum yoluyla yaratırsa, bireysel başvuruda ihlal kararı kaçınılmaz olacaktır. AYM, bu kararlarıyla bireysel başvuru aşamasında vereceği olası ihlal kararlarının gerekçesini şimdiden yazmış oldu.
Kamulaştırma Davalarında Malik Ne Yapmalı?
Bu kararlar ışığında, kamulaştırmaya muhatap olan maliklerin izlemesi gereken yol şu şekilde netleşiyor:
- 14. maddedeki süre içinde idari yargıda iptal davası açılmalı,
- Dava açıldığı hukuk mahkemesine belgelendirilmeli,
- İdari yargıdaki davanın bekletici mesele yapılması talep edilmeli,
- Talep reddedilirse bu durum istinaf ve temyiz gerekçesi oluşturur,
- Tüm yollar tükenirse Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılabilir.
Bekletici mesele talebinde AYM’nin tüm içtihat zincirine atıf yapılması —Tarık Yüksel, Ali Kömürcü, E.2024/101 ve E.2025/148 kararları— talebin gücünü önemli ölçüde artıracaktır.
Sonuç: Hukuk Devletinin Sade Ama Güçlü İfadesi
Kavramsal çerçeve şu olmalı; idarenin hukuka uygunluğu yalnızca bir şekil sorunu değil; zaman, sonuç ve uygulanabilirlik boyutlarıyla bir bütün olarak denetlenmelidir. Kesinleşmemiş işlemin uygulanması, hukuken sonuç doğurmaya elverişli değildir.
AYM’nin 2022’den 2025’e uzanan içtihat çizgisi, bu ilkeyi adım adım normatif zemine oturtmuştur. Önce bireysel başvurularda yapısal sorunu tespit etti, yasama organını uyardı. Uyarılar karşılıksız kalınca norm denetimi yoluyla bizzat müdahale etti.
Kamulaştırma gibi ağır müdahalelerde, bireyin mülkiyet hakkı artık “yargılamanın sonunda belki korunacak” bir hak olmaktan çıkıyor. İptal davası açıldığının belgelenmesi, tescil sürecini doğrudan etkileyen bir olgu haline geliyor.
Bu dönüşüm, hukuk devleti ilkesinin sade ama güçlü bir ifadesidir: İşlem, hukuka uygunluğu denetlenmeden nihai sonuç doğurmamalıdır.
