AİHM’İN GOOGLE V. RUSYA KARARI (2025)VE DİJİTAL PLATFORM DÜZENLEMESİNİN GELECEĞİ

AİHM’İN GOOGLE V. RUSYA KARARI (2025)VE DİJİTAL PLATFORM DÜZENLEMESİNİN GELECEĞİ


I. GİRİŞ: DİJİTAL PLATFORMLAR

AİHM’in Google v Rusya kararı 8 Temmuz 2025 tarihinde açıklandı. AİHM 3.Bölüm’ün 37027/22 başvuru numaralı dosyada verdiği bu kararla, 21. yüzyılın en kritik güç mücadelesi hukuki zemine taşınmış oldu: devlet egemenliği ile teknoloji hegemonyası çatışması. Yüzeyde bu karar, Rusya’nın Google’a uyguladığı milyarlarca ruble tutarındaki cezaların ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine dair net bir sonuca ulaştı. Ancak gerçek mesele çok daha derin: iki güçlü aktörün dijital egemenlik üzerindeki hegemonyasını kim belirleyecek?

Ukrayna savaşının gölgesinde verilen bu karar, objektif hukuki değerlendirmeden çok jeopolitik mesaj taşıyor. Rusya’nın yargılamaya katılmaması, AİHM’i tek taraflı delillerle karar vermeye zorladı. Mahkeme’nin “özellikle Avrupa ve küresel güvenlik için derin etkileri olan silahlı çatışma” vurgusu, hukukun jeopolitik araçsallaştırıldığını gösteriyor.

Kararın asıl değeri, ana hükümde değil Yargıç Darian Pavli‘nin katılma gerekçesinde yatıyor. Pavli, ana karara katılmakla birlikte, çok daha kapsamlı ve ileriye dönük bir vizyon ortaya koydu. Onun analizi, dijital platformları “1998’deki küçük kasaba alışveriş merkezinden 2025’teki YouTube’a” uzanan bir dönüşüm çerçevesinde ele alarak, platform düzenlemesinin geleceği için yol haritası çiziyor. Ancak bu yaklaşım, teknoloji şirketlerinin kapitalist güç yapılarını tam olarak hesaba katmıyor.

Çifte Hegemonya Sorunu

Karşımızda iki hegemonya modeli var. Rusya’nın “dijital otorite” modeli, platformları devlet kontrolüne tam tabi kılmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, sansür ve baskı yoluyla bilgi akışını kontrol etmeye odaklanıyor.

Google’ın savunduğu “platform özerkliği” modeli ise tam tersi bir hegemonya kuruyor: teknoloji devlerinin kendi kurallarını koyma, algoritmaları belirleme ve kullanıcı davranışlarını şekillendirme yetkisini mutlaklaştırıyor.

Her iki model de demokratik değerleri tehdit ediyor. Biri devlet sansürü yoluyla, diğeri şirket hegemonyası ve pazar tekeli yoluyla. Google, ifade özgürlüğü savunucusu rolü oynarken, aslında kendi ekonomik çıkarlarını korumaya odaklanıyor. Rusya ise dijital egemenlik adı altında totaliter kontrol kurmaya çalışıyor.

Pavli’nin önerdiği “kademeli sorumluluk” modeli, bu ikili hegemonya arasında üçüncü yol arıyor;

  1. Platform büyüklüğüne göre farklılaştırılmış yükümlülükler,
  2. algoritmik şeffaflık ve
  3. kullanıcı hakları,

gibi unsurlar içeriyor. Ancak bu yaklaşım da teknoloji şirketlerinin düzenleme süreçlerini nasıl manipüle edebileceğini tam hesaba katmıyor.

Hibrit Arayışı

Bu teorik tartışmaların pratik karşılığını Türkiye’nin 2024 Instagram deneyiminde görüyoruz. Hamas lideri taziye mesajları krizi sırasında uygulanan geçici erişim engeli, ne Rusya’nın maksimalist kontrolü ne de Google’ın sınırsız özerklik talebine uymuyor. “Hibrit egemenlik” denebilecek bir model: müzakere odaklı, geçici müdahale, çözüm arayışı.

“Hibrit egemenlik” kavramı, Srivastava’nın (2024) formülasyonuyla “kamu ve özel aktörler arasında örtüşen ilişkileri” ifade eder. Bu yaklaşımda “güç, kamu ve özel sınırları gözetmeksizin akar” ve şirketler küresel pazarları düzenlerken devletlerle işbirliği yapar.

Bu deneyim, platform düzenlemesinde alternatif yolların mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak sürdürülebilirliği, hem teknoloji devlerinin hem de devletlerin güç paylaşımına razı olmasına bağlı.

Metodolojik Çerçeve: Çifte Eleştirel Mesafe

Bu makalede hem devlet otoritesine hem platform hegemonyasına eleştirel mesafe koyan “alternatif senaryo” yöntemini kullanacağız. Temel soru: Bu karar Almanya veya Fransa gibi demokratik bir ülkeye karşı verilseydi, hem devlet düzenleme yetkisi hem platform hakları nasıl dengelenirdi?

Platform düzenlemesinin geleceği için en kritik soru ise: Dijital çağda demokratik değerleri koruyacak düzenleme modelini nasıl kuracağız? Bu soru, teknoloji şirketlerinin ekonomik gücü kadar devletlerin otoriter eğilimlerini de hesaba katmayı gerektiriyor. Çünkü dijital platformlar artık sadece teknoloji hizmeti değil, demokratik katılımın ve bilgi akışının temel belirleyicisi haline geldi.

II. KARAR ANALİZİ: STRATEJİK TERCİHLER VE SONUÇLARI

Google v. Russia davasının olgularını anlamak için, sadece Rus devletinin baskısına değil, Google’ın da stratejik tercihlerine bakmak gerekiyor. 2020 sonunda Rusya’nın büyük dijital platformlara karşı sistemli kampanya başlatması tesadüf değildi. İdari Suçlar Kanunu’na eklenen 13.41 madde ile Roskomnadzor’a (RKN) verilen geniş yetkiler, aslında küresel platform politikalarını test eden bir laboratuvar oluşturdu.

Google’ın karşılaştığı kaldırma talepleri geniş bir yelpazeyi kapsıyordu: Navalny videolarından COVID-19 eleştirilerine, LGBTQ hakları savunucularından Ukrayna savaşı haberlerine. Şirketin yaklaşımı seçiciydi: “meşru” bulduğu talepleri kabul etti, açıkça siyasi olanları reddetti. Bu tercihin arkasında sadece değersel kaygılar değil, küresel itibar yönetimi ve diğer pazarlardaki konumu koruma hesabı da yatıyordu.

Astronomik Cezaların Hesabı

24 Aralık 2021’de Moskova Sulh Ceza Mahkemesi’nin Google LLC’ye verdiği 7.2 milyar ruble (87 milyon euro) ceza, hukuki açıdan sorunluydu. Mahkeme, sadece Google LLC’nin değil, grup şirketlerinin de gelirlerini toplayarak hesaplama yaptı.

18 Temmuz 2022’deki ikinci ceza daha da çarpıcıydı: 21 milyar ruble (360 milyon euro). Gerekçe, Ukrayna savaşına ilişkin haberleri kaldırmayı reddetmekti. “Tekrar eden ihlal” mantığıyla uygulanan bu ceza, Google’ın toplam grup gelirinin onda birine ulaşıyordu.

Google’ın tepkisi hesaplıydı. Şirket, Rus pazarından çekilmeyi, küresel platform politikalarını değiştirmeye tercih etti. Bu karar, sadece ilkesel değil aynı zamanda ekonomikti: Rusya pazarının kaybı, küresel itibar kaybından daha kabul edilebilirdi. Google Rusya’nın 16 Haziran 2022’de iflas başvurusu, bu stratejik tercihin sonucuydu.

Tsargrad Paradoksu: Çıkar Çelişkileri

Davanın en ironik yanı Tsargrad TV ( Tsargrad; İstanbul’un eski Slavca adı) vakasıydı. ABD ve AB tarafından yaptırım uygulanan Konstantin Malofeev‘nin sahibi olduğu bu kanal, Kırım ilhakını desteklediği ve Doğu Ukrayna ayrılıkçılarına mali yardım sağladığı gerekçesiyle yaptırım altındaydı. Google, 2020’de ABD yaptırımlarına uyarak hesabı askıya almıştı.

Moskova Ticaret Mahkemesi’nin ABD-AB yaptırımlarını “Rus kamu düzenine aykırı” ilan etmesi, Google’ı iki ateş arasında bıraktı. Şirket, ABD yaptırımlarını ihlal etme riskini göze alamayacağını biliyordu. Hesabı açmasına rağmen “para kazanma” işlevlerini aktif etmemesi, bu ikilemden çıkış arayışıydı.

Sonuç: Google Rusya’nın hesaplarından 1 milyar ruble Tsargrad’a aktarıldı. Kanalın 1 Nisan 2022’de bu parayı “Rusya’nın Ukrayna işgalini desteklemek için” kullanacağını açıklaması, durumun ironisini tamamlıyordu.

AİHM’in Teknik Değerlendirmesi

AİHM’in Madde 10 (ifade özgürlüğü) analizi, Google’ın lehine net sonuç çıkardı. Mahkeme, Rus cezalarının “içeriği sansürlemesi için önemli baskı oluşturduğunu” tespit etti. Bu tespit doğru olsa da, Google’ın kendi moderasyon politikalarının da benzer “baskı” oluşturabileceği gözden kaçırıldı.

Mahkeme’nin “kamu yararı” değerlendirmesi dikkat çekiciydi: Söz konusu içerikler “özellikle Avrupa ve küresel güvenlik için derin etkileri olan silahlı çatışma bağlamında” önemli bulundu. Bu ifade, savaş koşullarının bilgi akışındaki önceliklerini nasıl belirlediğini gösteriyordu.

Kararın Yapısal Sorunları

Bu karar, metodolojik açıdan üç temel sorun taşıyor. Birincisi, Rusya’nın yargılamaya katılmaması nedeniyle tek taraflı delil değerlendirmesi. İkincisi, astronomik ceza miktarlarının normal hukuki analiz çerçevesini aşması. Üçüncüsü, jeopolitik bağlamın hukuki objektifliği gölgelemesi.

En kritik sorun, olguların genelleştirilebilirliği. Google-Rusya çatışması, normal platform düzenleme uyuşmazlığından çok, iki hegemonya arasında güç mücadelesi niteliği taşıyor. Bu olağanüstü koşullardan hareketle genel prensipler geliştirmek sorunlu.

III. PAVLİ VİZYONU: HİBRİT AKTÖR TEORİSİ VE SINIRLILIKLARI

Yargıç Darian Pavli’nin katılma gerekçesi, Google v. Russia kararının asıl değerini oluşturuyor. Ana karara katılmasına rağmen yazdığı bu ayrı görüş, jeopolitik çatışmaların gölgesinden çıkarak dijital çağda platform düzenlemesinin temel ilkelerini yeniden düşünmeye odaklanıyor.

“Hibrit Aktör” Teorisinin Doğuşu

Pavli’nin en önemli katkısı, dijital platformları geleneksel hukuki kategorilerin dışına çıkarmasıdır. “Büyük dijital platformlar artık ‘sadece’ aracılar olarak görülemez” tespiti, 20. yüzyıl hukuk sistemlerinin temel ayrımını sarıyor: özel şirketler vs. kamu otoriteleri.

Pavli’nin formülasyonuna göre: “İnternet aracıları platformlarında mevcut içeriği yönetirken veya algoritmaların kullanımı dahil küratörlük veya editörlük rolü oynarken, kamusal tartışmayı kolaylaştırma ve şekillendirmedeki önemli işlevleri, dikkat ve gerekli özeni gösterme yükümlülüklerini doğurur.” Bu yaklaşım, platformları ne tam özel ne tam kamu aktörü olarak değil, “hibrit” bir kategori olarak tanımlıyor.

Bu hibrit doğa üç işlevde kendini gösteriyor: kapı bekçiliği (hangi içeriğin görünür olacağını belirleme), kamusal alan yaratımı (siyasi tartışmaların yürütüldüğü mekân sağlama) ve demokratik katılım sağlama (vatandaşların siyasi süreçlere katılım aracı).

Forum Hakkı Doktrini’nin Evrimci Yorumu

Pavli’nin belki en cesur katkısı, 2003 tarihli Appleby v. United Kingdom kararından hareketle “forum hakkı” doktrinini dijital çağa uyarlamasıdır. Pavli’nin çarpıcı metaforu şu: “1998’den küçük kasaba alışveriş merkezi, 2025’in YouTube’undan çok uzaktır.”

Bu basit cümle, derin bir dönüşümü özetliyor. Fiziksel alışveriş merkezi sınırlı kapasiteye sahipti ve alternatif forumlar mevcuttu. YouTube gibi platformlar ise sınırsız kapasite, küresel erişim ve çoğu zaman tekel niteliği taşıyor.

AB Modeli İdealizminin Sınırları

Pavli’nin analizinde en sorunlu nokta, AB Dijital Hizmetler Yasası’na (DSA) duyduğu aşırı güvendir. DSA’yı “dengeli yaklaşım” olarak nitelerken, büyük teknoloji şirketlerinin bu düzenleme sürecini nasıl etkilediğini göz ardı ediyor. DSA’nın nihai hali, başlangıçtaki taslaktan çok daha “şirket dostu” çıktı. Bu gerçeği görmezden gelen yaklaşım, platform kapitalizmin siyasi gücünü hafife alıyor.

Pavli’nin Gerçekçi Katkıları

Bu eleştirilere rağmen, Pavli’nin katılma gerekçesi platform düzenleme hukuku için değerli katkılar sunuyor. “Hibrit aktör” teorisi, geleneksel özel-kamu ayrımının dijital çağda yetersizliğini net ortaya koyuyor. En değerli katkısı ise, platform düzenlemesini sadece teknik mesele olarak değil, “demokratik söylemin geleceği” için kritik alan olarak görmesi. Bu perspektif, gelecekteki düzenlemelerin hangi değerler üzerine kurulması gerektiği konusunda rehberlik ediyor.

IV. KARŞILAŞTIRMALI PERSPEKTİF

Rusya’nın maksimalist kontrolü ile Google’ın hegemonik özerklik talebi arasında, farklı bir model önerisi olabilir mi?  Belki de Türkiye’deki 2024 Instagram vakası, iki güç odağının da mutlak hakimiyetine alternatif arayışı için bir ipucu verebilir.

Instagram Krizinin Gerçek Dinamikleri

Türkiye’nin Instagram müdahalesi, Hamas lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesine ilişkin taziye mesajlarının platform tarafından kaldırılmasıyla başladı. Bu açıklama, temel bir paradoksu barındırıyordu: Instagram’ı sansürle suçlarken, kendisi de platformu engelleyerek benzer müdahale yapıyordu.

Instagram’ın tepkisi de hesaplıydı. Şirket, Türk pazarının büyüklüğünü (yaklaşık 60 milyon kullanıcı) kaybetme riskini değerlendirerek müzakere masasına oturdu. Bu ekonomik gerçek, platformların “prensipli duruş” iddialarının çoğu zaman pazar hesaplarıyla çelişebileceğini gösteriyordu.

Rusya, Google ve Türkiye deneyimlerini karşılaştırdığımızda üç farklı strateji ortaya çıkıyor:

  • Rusya Modeli: Sistemli, kalıcı baskı → Google Rusya’nın iflası, tam kopuş
  • Google Modeli: Küresel politika tutarlılığı → Pazardan çekilme ama küresel hegemonyanın korunması
  • Türkiye Modeli: Müzakereli egemenlik → Instagram’ın faaliyetine devam, ama belirli hassasiyetlerin dikkate alınması

Akademik Telif Modeli Önerileri

Akademik literatürde önerilen hibrit dijital telif modeli, hibrit egemenlik paketinin ekonomik ayağını oluşturabilir. Geliştirilen bu model, medya kuruluşlarına platform gelirlerinden pay aktarılmasını öngörüyor. Bu akademik yaklaşım, erişim engellemeyi tamamen kaldırmaz, “son çare” statüsüne döndürür. İçerik kaldırma talepleri sürer ama müzakereli ve orantılı çerçevede. Bu çok boyutlu akademik öneri, Avustralya ve Kanada örneklerinden ilham alarak Türkiye’nin yapısal medya sorunlarını da gözeten teorik bir çözüm arayışıdır.

Google Algoritma Krizi: Ekonomik Hegemonyanın Testi

Türkiye’nin dijital telif hakkı tartışmaları asıl testi, Google’ın Mart 2024 algoritma değişikliklerinin medya sektörüne etkisinde yaşandı. Bazı Türk medya kuruluşlarının trafiklerinde %80-90 düşüş, Gazete Duvar’ın kapanması, algoritmaların ekonomik silah olarak kullanılabildiğini gösterdi.

TBMM Dijital Mecralar Komisyonu’nun Google temsilcilerine yönelttiği sorular dikkat çekiciydi: “Algoritmalarınızı kim denetliyor? Değişiklikleri nasıl göreceğiz?” Bu sorular, şeffaflık ve hesap verebilirlik talep ediyordu, sansür değil. Bu yaklaşım umut verici olsa da, ciddi sınırlılıkları var:

  • Güçlü devlet kapasitesi gerektirmesi: Platform şirketleriyle eşit düzeyde müzakere için ekonomik ve politik güç gerekli
  • Platform “iyi niyeti” varsayımı: Şirketler pazar kaybetme riski olmadığında aynı esnekliği göstermeyebilir
  • Küresel koordinasyon eksikliği: Tek taraflı yaklaşım platformların “böl-yönet” stratejilerine karşı savunmasız

V. SONUÇ

Bu makalenin başında sorduğumuz temel soru şuydu: Google v. Russia kararının gerçek değeri nerede yatıyor? Dört bölümlük analizin ardından cevap net: Kararın asıl önemi ana hükümde değil, Yargıç Pavli’nin katılma gerekçesinde saklı. Ancak Pavli’nin vizyonu da platform kapitalizmine karşı tek başına yeterli değil.

Alternatif Senaryo Analizinin Bulguları

Alternatif senaryo” yaklaşımımız çarpıcı sonuçlar ortaya çıkardı. Eğer bu karar Almanya veya Fransa gibi demokratik bir ülkeye karşı verilseydi, AİHM çok farklı bir analiz yapardı. Jeopolitik önyargılardan uzak, hem devlet düzenleme yetkisini hem platform haklarını daha titizlikle dengeleyecekti.

Türkiye’nin Instagram deneyimi bu hipotezi destekliyor. Eğer Türkiye’nin geçici engeli AİHM’e gitseydi, muhtemelen şu faktörler olumlu değerlendirilirdi: müdahalenin geçici niteliği, müzakere odaklı yaklaşım, çözüm arayışındaki pragmatik tavır.

Karşımızda iki hukuki emsal var:

  1. Google v. Russia’nın ana kararı: Savaş koşullarında, aşırı olgularla, tek taraflı delillere dayanan bir karar. Diktatörlüklerin platform baskılarını kınamakla sınırlı.
  2. Pavli’nin katılma gerekçesi: Jeopolitik bağlamdan arındırılmış, gelecek odaklı vizyon. “1998’deki küçük kasaba alışveriş merkezinden 2025’teki YouTube’a” metaforu, toplumsal dönüşümü özetliyor.

Ancak pratik deneyimler üçüncü bir senaryo öneriyor: hibrit egemenlik modeli – ne totaliter kontrol ne sınırsız özerklik, pragmatik müzakere arayışı.

Üç Gelecek Senaryosu

  1. Rus Senaryosu: Devletlerin dijital platformlar üzerinde maksimalist kontrol kurması → Küresel internet bölünmesi
  2. Platform Hegemonyası Senaryosu: Teknoloji devlerinin düzenleme girişimlerini bertaraf etmesi → Demokratik denetimden uzak algoritmaların toplumsal yaşamı şekillendirmesi
  3. Hibrit Egemenlik Senaryosu: Devletler ile platformlar arasında müzakereli güç paylaşımı → Demokratik değerleri koruyan denge arayışı

Türkiye İçin Stratejik Yol Haritası

Türkiye’nin mevcut platform düzenleme yaklaşımı kritik bir geçiş döneminde. Bu makalenin analizleri, hibrit egemenlik modeline doğru evrimi işaret ediyor.

Bu model üç prensip üzerine kurulabilir:

  • Müzakereli egemenlik: Platform müdahaleleri, karşılıklı anlayışa dayalı süreç
  • Kademeli sorumluluk: Platform büyüklüğü ve toplumsal etkisine göre farklılaştırılmış yükümlülükler
  • Ekonomik denge araçları: Akademik öneriler çerçevesinde platform gelirlerinden medya ekosistemine kaynak aktarımı

Platform Kapitalizmine Karşı Gerçekçi Araçlar

Pavli’nin vizyonu değerli ilkeler sunsa da, teknoloji şirketlerinin ekonomik gücünü hafife alıyor. Platform kapitalizmine karşı etkili araçlar geliştirmek gerekiyor:

  • Algoritmik hesap verebilirlik: Algoritmaların demokratik değerler doğrultusunda işlemesini sağlayacak denetim mekanizmaları
  • Rekabet politikası: Platform tekellerinin gücünü sınırlayacak yapısal önlemler
  • Uluslararası koordinasyon: Hibrit egemenlik modelinin başarısı, ülkeler arası koordinasyona bağlı

Gelecek İçin Öngörüler

Gelecekte platform düzenlemesiyle ilgili atıfların büyük kısmının Pavli doktrinine yapılacağını öngörebiliriz. Ancak bu doktrin, teknoloji kapitalizmine karşı daha gerçekçi araçlarla desteklenmelidir.

Yapay zeka teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla, algoritmaların demokratik denetimi daha da kritik hale gelecek. Bu süreçte, ne Rusya’nın otoriter kontrolü ne de platformların sınırsız özerkliği sürdürülebilir değil.

Son Söz: Demokratik Denetimin Geleceği

Google v. Russia kararı, görünürde Rusya’nın platform politikalarının eleştirisi. Ancak asıl önemi, dijital çağda demokratik denetimin nasıl sağlanacağına, platformları kimin düzenleyeceğine dair sorduğu sorularda yatıyor.

Bu sorulara verilecek cevaplar, sadece hukukçuları değil teknoloji uzmanlarını, siyaset bilimcilerini ve sivil toplumu da ilgilendiriyor. Çünkü dijital platformlar artık demokratik katılımın temel belirleyicisi.

Dolayısıyla yanıtlar, yalnızca hukukta değil; siyasette, ekonomide ve kamuoyunun hakikat arayışında da aranmalı. Çünkü dijital platformlar artık sadece içerik sağlayıcı değil, kamu alanının mimarlarıdır.

Bu nedenle ne devletlerin keyfi müdahaleleri ne de platform şirketlerinin ekonomik tekelleri kabul edilebilir. Gerçekçi ve çoğulcu bir denge kurmak, demokratik dijital geleceğin olmazsa olmazıdır.

Pavli’nin vizyonu bu soruların cevapları için değerli çerçeve sunuyor. Ancak teknoloji ile demokrasi arasındaki ilişki, sadece hukuki değil aynı zamanda ekonomik ve siyasi güç dengeleri meselesi. Dijital çağda demokrasinin geleceği, bu gerçekçi dengenin başarılı şekilde kurulmasına bağlı.