Çalınan Sendikal Haklar: AYM’den Muvazaalı İşçiye TİS Müjdesi
Anayasa Mahkemesi’nin 15.05.2025 tarihli kararı, muvazaalı iş ilişkilerinde çalışan işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlanma haklarını güvence altına alarak, sendikal örgütlenmenin önündeki şekilci engelleri kaldırdı.
Çalınan Dikkatten Çalınan Haklara
Johann Hari, 2022 yılında çıkardığı ve Türkçe’ye “Çalınan Dikkat” adıyla çevrilen kitabında, modern insanın odaklanma yetisini neden kaybettiğini ortaya koymuştur. Kitapta, yazarın ifadesiyle “dikkatimizi bizden çalan kuvvetlerle kolektif olarak yüzleşip onları değişime zorlamamız gerektiği” çarpıcı örnekleriyle anlatılmıştır.
Kitaptaki kolektiflik vurgusunun, sendikalar üzerinden yapılması ise sendikal örgütlenmenin; yalnızca ücret ve sosyal hakların temini ile ilgili değil, aynı zamanda kökten değişimler açısından da ne kadar önemli olduğunu gösterir niteliktedir. İnsanların yalnızlaştığı toplumlarda, dikkatlerinin de çalınması ile bir araya gelerek bir hakkı elde etmeleri iyice zorlaştığının anlatıldığı kitapta, eskiye dönüşün fitilinin sendikalar aracılığıyla yakılabileceği ifade edilmiştir:
“Haftada dört gün çalışma süresi maaşlı çalışanlara uygulanabilir – ama gitgide daha çok kişi sözleşmesiz ya da sabit çalışma saatleri olmadan iş yapmaya çalıştıkları “esnek ekonomi” modeline zorlanıyor. Bu gelişme spesifik bir değişimin ürünü: ABD ve Britanya gibi ülkelerde hükümetler sendikaları dağıtıp büyük ölçüde yok ettiler. Çalışanların bir araya gelip sözleşme ve sabit çalışma saati gibi şeyler talep etmelerini gitgide güçleştirdiler.
Bunun uzun vadeli tek çözümü sendikaların adım adım yeniden inşa edilmesi – ve böylece insanların bu temel haklan talep etme gücüne kavuşması. Halihazırda başlamış bir süreç bu. Örneğin ABD’nin dört bir yanında hazır yemek satan restoranlarda çalışanlar sendikalaşıp saat başı asgari 15 dolar talep ediyor ve muazzam başarı kazanıyorlar. 22 milyondan fazla çalışanın maaşında artış sağladılar ve gerek Donald Trump’a gerekse Joe Biden’a oy vermiş eyaletlerde çoğunluğun desteğini kazanmak gibi güç bir işi başarmış durumdalar…”
Türkiye’de Sendikal Örgütlenmenin Güncel Durumu
Sendikal örgütlenmenin topluma yaptığı katkıya dair bu gibi tespitlerin, ekonomik daralmanın hissedildiği bugünlerde çok daha büyük değer taşıdığı açıktır. Kamu işçilerinin uzun süredir beklediği toplu iş sözleşmesi imza sürecinin hemen ardından başlayan memurların toplu sözleşme görüşmeleri, sendikaların gücünü hatırlamak ve hatırlatmak için önemli bir fırsat olarak öne çıkmaktadır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından açıklanan 2025 yılı Temmuz ayı verilerine göre sendikalı işçi sayısının tüm işçi sayısına oranı %14,02’dir. Bu oran içerisindeki çok az işçinin, toplu iş sözleşmesinden faydalanabildiği ise acı; ancak dillendirilmeyen bir gerçektir.
Anayasa Mahkemesi’nin Çığır Açan Kararı
Muvazaalı İş İlişkilerinde Yeni Dönem
Sendikal örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden olan yetki tespit davaları ile ilgili yapılan bireysel başvurularda, Anayasa Mahkemesi, artık bu davaların bir “sendikasızlaştırma aracı” olduğunu açıkça ifade etmiş; devletin sendikaları koruyucu nitelikte “pozitif yükümlülükleri” bulunduğunu hatırlatmıştır.
Çalışanların sendikal haklarını ihlal eden engellerden bir başkası ise muvazaalı iş ilişkileridir. İşyerinde çoğu zaman bir toplu iş sözleşmesi (TİS) olsa da işçi, muvazaalı iş ilişkisi nedeniyle bir başka iş kolunda ve bir başka işveren nezdinde çalıştığına yönelik bildirimler nedeniyle asıl işi yapmasına rağmen TİS’den faydalanamamaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin 08.08.2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2022/44255 Başvuru numaralı ve 15.05.2025 tarihli ihlal kararı, sendikal örgütlenmenin önünde “şekli” engellerin aşılabilmesi açısından yol gösterici olarak kabul edilebilecek bir noktayı işaret ediyor.
Murat Tokar Başvurusu: Olayın Özeti
Anayasa Mahkemesi’nin Murat Tokar Başvurusu‘nu incelediği kararında, bireysel başvuruya konu olay şu şekilde gelişmiştir:
Başvurucu işçi, TİS’in bulunduğu kamu işvereni nezdinde örgütlü işçi sendikasına üyeliğini gerçekleştirir. Asıl işi yaptığı iddiasıyla muvazaanın varlığının tespiti ile TİS’den kaynaklı alacaklarının tahsili istemiyle dava açar. İlk derece mahkemesi tarafından verilen kabul kararı, istinaf incelemesinden de geçer.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi temyiz incelemesinde, yıllardır devam eden içtihadına dayanarak işçinin TİS’den faydalanabilmesi için, sendikaya üye olması, üyeliğin asıl işverene bildirilmesi veya dayanışma aidatı kesilmesini talep etmesi gerektiğini ifade eder. Oysa davaya konu olayda bu şartların hiçbirinin yerine getirilmediğini belirterek bozma kararı verir. Bozma sonrası başvurucunun alacak davası ret kararı ile sonuçlanır ve bireysel başvuruda bulunulur.
Yargıtay’ın Şekilci Yaklaşımı ve Eleştirisi
Katı Prosedür Anlayışı
Anayasa Mahkemesi kararında yer verilen emsal kararlarda belirtildiği şekliyle Yargıtay tarafından kökleşmiş ve süregelen içtihatlar ile, muvazaalı iş ilişkisinde işçinin TİS’den faydalanabilmesi için:
- Sendika üyesi olduğu durumda üyeliğinin asıl işverene bildirilmesi
- Sendika üyesi olmadığı durumda ise dayanışma aidatı kesilmesi talebiyle işverene başvuruda bulunması
şartlarından birinin bulunması gerekmektedir.
Yargıtay’ın esasında dava şartı olarak kabul ettiği bu durum, uygulamada bir prosedürden öteye gitmemektedir. Muvazaalı iş ilişkisinin kurulduğu hemen hemen bütün olaylarda, asıl işveren, işçilerinin sendikal haklarını kısıtlamak ve dolayısıyla da ucuz iş gücü temin etmek maksadıyla hareket etmektedir. Alt işveren ise çoğu zaman işçileri görmeden çalıştıran, görünürde var olan bir işveren konumundadır.
İşçinin İkilemi
İş ilişkisinin muvazaalı olduğu bir durumda, işçinin, üyeliğini veya dayanışma aidatı kesintisi yapılması istemini bildirmesinin hiçbir faydası bulunmamaktadır. Üstelik bu şekildeki bir yaklaşım, işçinin hak arama özgürlüğünden işverenlerin haberdar olması nedeniyle işçinin iş akdinin feshi ile de sonuçlanabilmektedir.
İşçinin, işverenini temerrüte düşürmesi olarak yorumlanabilecek bir kavram, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmeleri Kanunu’nun 39/4. maddesi dayanak gösterilerek Yargıtay tarafından dava şartı olarak uzunca bir süredir uygulanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin İhlal Gerekçeleri
Hukuka uygun kurulan bir iş ilişkisinde, 6356 sayılı Kanun’un 39/4. maddesi doğrultusunda üyeliğin işverene bildirilmesi şartı aranmalıdır. Oysa asıl amacı işçinin sendikal güvenceden faydalanmaması olan muvazaalı iş ilişkisinde de bu şart aranmalı mıdır? Anayasa Mahkemesi ihlal kararında da tam bu noktadan hareketle sendikal örgütlenme hakkının ihlali sonucuna ulaşmıştır:
39. Başvurucu bakımından muvazaalı olduğu yargı kararıyla kesinleşmiş iş sözleşmesi nedeniyle TİS’ten yararlanamamanın önemli bir külfete yol açtığı kuşkusuzdur. Başvurucu böylelikle sendika üyesi olduğu 2009 yılından itibaren uzun bir süre boyunca TİS’ten kaynaklı haklardan yararlanamamıştır. Başvurucunun üstlendiği bu külfetin karşısında; muvazaaya kusurlu işlemi nedeniyle neden olan işverene sendika üyeliğinin bildirilmesi gerektiği şeklindeki değerlendirmelerin -söz konusu kanun hükümleri dikkate alındığında- öngörülebilir ve makul olmadığı anlaşılmaktadır.
40. Diğer taraftan tespit edilen muvazaa ilişkisi asıl işveren ile alt işveren arasında gerçekleşmiştir. Başka bir deyişle mahkemelerin değerlendirmelerinde başvurucunun tarafı olmadığı bir muvazaa ilişkisine muhatap kılınarak başvurucuya hangi gerekçelerle böyle bir külfet yüklendiği ve bu yöndeki değerlendirmenin hukuki dayanakları gösterilememiştir. Bunun sonucunda muvazaa ilişkisine ilişkin olarak yapılan tespit, başvurucunun TİS’ten kaynaklı sendikal haklardan yararlanması bakımından herhangi bir sonuç doğurmamış olmaktadır.
41. İşveren tarafından yapılan müdahaleyle ilgili olarak usule ilişkin güvenceler kapsamında oluşturulan yargısal mekanizmaların etkili bir şekilde işletilmesi ve mahkemelerin konuyla ilgili ve yeterli gerekçe ortaya koyması devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındadır.
42. Eldeki başvuruda başvurucunun iş sözleşmesinin muvazaalı olduğu tespit edilmesine rağmen TİS’ten yararlanmasını, sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilmesi şartına bağlı kılan mahkeme kararlarında konu ile olarak ilgili ve yeterli bir gerekçe bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olay bağlamında sendika hakkının güvencelerinin yerine getirilmediği ve mahkemelerin yorumlarının sendika hakkının korunmasının gerekliliklerine uygun düşmediği kanaatine varılmıştır. Bu kapsamda mahkemeler tarafından Anayasa’nın 51. maddesine uygun bir inceleme yapıldığı, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile sonuca varıldığı ve devletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirildiği söylenemez.
Devletin Pozitif Yükümlülükleri
Diğer taraftan tespit edilen muvazaa ilişkisi asıl işveren ile alt işveren arasında gerçekleşmiştir. Başka bir deyişle mahkemelerin değerlendirmelerinde başvurucunun tarafı olmadığı bir muvazaa ilişkisine muhatap kılınarak başvurucuya hangi gerekçelerle böyle bir külfet yüklendiği ve bu yöndeki değerlendirmenin hukuki dayanakları gösterilememiştir.
İşveren tarafından yapılan müdahaleyle ilgili olarak usule ilişkin güvenceler kapsamında oluşturulan yargısal mekanizmaların etkili bir şekilde işletilmesi ve mahkemelerin konuyla ilgili ve yeterli gerekçe ortaya koyması devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındadır.
Eldeki başvuruda başvurucunun iş sözleşmesinin muvazaalı olduğu tespit edilmesine rağmen TİS’ten yararlanmasını, sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilmesi şartına bağlı kılan mahkeme kararlarında konu ile ilgili ve yeterli bir gerekçe bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olay bağlamında sendika hakkının güvencelerinin yerine getirilmediği ve mahkemelerin yorumlarının sendika hakkının korunmasının gerekliliklerine uygun düşmediği kanaatine varılmıştır.
Uygulamadaki Sorunlar ve Gelecek Perspektifi
İş Müfettişliği Denetimleri ve Sonuçları
Anayasa Mahkemesi, muvazaalı iş ilişkisinin yargılama ile ortaya konulmuş olduğu bir süreçte, TİS’den kaynaklı haklarına, sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilmemesi ile “şekli” gerekçelerle kavuşamayan başvurucu işçinin, sendika hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
Anayasa Mahkemesi kararının Yargıtay uygulamasını nasıl etkileyeceği bundan sonra verilecek kararlarla ortaya çıkacaktır. 6356 sayılı Kanun’un 39/4. maddesindeki uygulamanın da kararlarla birlikte şekilleneceğini ifade edebiliriz. Kararda yer verilen muvazaalı iş ilişkisinin varlığı kıstası, halihazırda şekli bir şart olan üyeliğin bildirilip bildirilmediğini etkisiz hale getirebilecek bir kıstas olarak öne çıkmaktadır.
Daha Çarpıcı Örnekler
Uygulamadaki bazı örnekler, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına konu edilen olaydan dahi daha çarpıcıdır. İşçiler bireysel olarak hareket ettiklerinde, Yargıtay’ın dava şartı olarak gördüğü sendika üyeliği veya dayanışma aidatı için bildirimde bulunabilmektedir. Oysa pek çok durumda işçi, muvazaanın varlığından veya muvazaa tespitinin kesinleştiğinden haberdar bile olmamaktadır.
Alt işveren yanında çalışan işçilerden birinin başvurusu ya da işyerinde yetkili sendikanın talebi üzerine iş müfettişleri denetim yapabilmekte; hatta resen başlatılabilen bu denetimlerin sonucunda, hizmet teminine ilişkin sözleşmelerin muvazaalı olduğuna dair raporlar düzenlenmektedir. Bu raporlar süresi içinde itiraz edilmemesi veya itirazın reddi halinde kesinleşmektedir.
Bu tespit yalnızca başvuruda bulunan işçiyi değil; aynı işte çalışan çok sayıda işçiyi ilgilendirmektedir. Ne var ki, tüm bu tespitlere rağmen işçiler, sendika üyeliği bulunmadığı gerekçesiyle toplu iş sözleşmesinden doğan haklara ulaşamamakta ve mağduriyet yaşamaktadır.
Sonuç: Çalınan Hakların Geri Alınması
Kısaca belirtmek gerekirse, işçinin muvazaalı iş ilişkisi içinde çalıştığı yargı kararıyla ortaya konmuş olsa dahi, işçinin süreçten haberdar olmaması veya bilgi eksikliği gibi nedenlerle TİS kaynaklı alacaklardan mahrum kalması mümkündür. Bu noktada akla şu soru gelmektedir: TİS’ten kaynaklanan bu alacakların, tazminat niteliğinde asıl ve alt işverenden tahsili mümkün olabilir mi? Bunun cevabı ise belki de ileride verilecek bir başka Yargıtay ya da Anayasa Mahkemesi kararıyla netlik kazanacaktır.
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, sendikal hakların şekli şartlara indirgenmesinin önüne geçen önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. İşçilerin sendikaya üye olmalarının amacı, toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını güvenceye almak ve geliştirmektir.
Buna rağmen üyeliğin bildirilmesine ilişkin katı ve şekilci yorumların işçiyi toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan korumadan mahrum bırakması, Anayasa’nın 51. maddesiyle ve sendikal örgütlenmenin özüne açıkça aykırıdır. Bu nedenle mahkemelerin sendikal uyuşmazlıklara, sendika üyeliğini koruyacak ve işçilerin TİS’den faydalanma kapsamını genişletecek şekilde yaklaşması, “çalınan sendikal hakların” geç de olsa giderilmesini sağlayacaktır.

